Kadın doğum,Kadın Sağlık Kadın
Gebelik ve Emzirme Döneminde Oruç Tutulabilir mi?
Dinimizin gereklerinden olan oruç, gebelik süresince bebek ve anne adayına etkileri açısından bilimsel çalışmalarda çok az ele alınmıştır. Hamilelik ve oruç ilişkisi ile ilgili yayınlanan çalışmalar daha çok, kendi isteğiyle oruç tutmuş insanlardan elde edilen verilere dayanmaktadır.
Gebelik ve oruç ilişkisi ile ilgili, bilimsel veriler eksik olmasına karşın hamilelik süresince kan şekerinin düşme eğilimin artmış olması ve annenin karnındaki bebeğin ihtiyaçlarının gün geçtikçe artması nedeniyle, gebelik ve emzirme dönemi oruç tutmak için uygun bir dönem olarak kabul edilmemektedir.
Oruç tutulması vücudun enerjiden yoksun kalmasının yanında sıvıdan da yoksun kalmasıyla anne adayında halsizlik, bayılma hissi gibi durumlara neden olacak, haftalık alınması gerekli kilo miktarı alınamayabilecek ve idrar yolu enfeksiyon riskini artacaktır.
Ancak müslüman ülkelerinde, hamile iken oruç tutan birçok anne adayı vardır ve bu dönemi bir sorun yaşamadan atlatmaktadır. Ancak oruçla birlikte düşen kan şekerine bir tepki olarak oluşan yağ hücresi yıkımı ve devamında kanda biriken keton adlı maddelerin, anne karnındaki bebeğe geçtiğinde onun beyinsel gelişimini nasıl etkileyeceği tam olarak araştırılmış bir konu değildir.
Sonuç olarak, oruç tutulması doğal bir yaşam sürecinden geçici olarak uzaklaşılan bir durumdur. Yetişkin ve sağlıklı bir insan bu geçici dönemi sorun yaşamadan atlatabilir. Ancak gebelik ve emzirme dönemleri, herhangi bir hastalık durumu sayılmamasına rağmen beslenme ve sıvı tüketiminin istikrarlı ve dengeli bir şekilde sürdürülmesi son derece önemlidir.
Emzirme döneminde ise yeni doğan bebeğin yalnızca anne sütüyle beslendiği ilk aylarında, anne sütünün devamlılığının sürmesi ve bebeğin uygun kilo alması açısından düzenli beslenme ve sıvı alımı alışkanlığının sürmesi gebelik döneminde olduğu gibi son derece önemlidir.
anne karnındaki bebeğin otuz yedinci haftaya ulaşmadan doğumun gerçekleşmesidir. Son 10 yıldır önemli oranda artış göstererek tüm doğumların yüzde 12’si erken doğum olarak gerçekleşmektedir.
Erken Doğum Sebepleri:
Tüp bebek uygulamalarının yaygınlaşması ile günümüzde çoğul gebeliklerin sayısında artış olmaktadır. Bunun altında yatan neden ise tüp bebek uygulamalarında birden fazla embriyo transferi yapılmasıdır. Tek embriyo transferinde gebelik oranlarının düşük olması nedeniyle 2 veya daha fazla embriyo transferi tercih edilmektedir. Bu nedenle çoğul gebelikler arttıkça erken doğumlar da artış gösterebilir.
Erken doğum önceden tahmin edilebilir mi?
Erken doğumu önceden tespit etmek için yüzde yüz başarılı bir uygulama yoktur. Ancak ultrasonla rahim ağzı uzunluğunun ölçülmesi ve fetal fibronektin tayini uyarıcı olabilir. Rahim ağzı ölçümlerinde tehlike sınırı 2,5 cm’nin altı olarak kabul edilmektedir. Bu durumdaki anne adaylarına yatak istirahatı önerilmektedir. Progesteron hormonunun daha önce erken doğum yapanlarda önleyici olarak kullanılması ile erken doğum oranının yüzde 35–40 azaldığını gösteren çalışmalar vardır. Ancak tüm erken doğum vakalarında bu hormonun işe yarayacağı kesin değildir.
Erken doğum engellenebilir mi?
Maalesef erken doğum başladığında bunu engellemek için kullanılan ilaçların, sonucu etkilediğini gösteren yeterli delil yoktur. Erken doğum tedavisinde esas amaç biraz zaman kazanıp bu sırada bebeğin akciğer olgunlaşmasını sağlayan ilacı kullanmaktır. Bu uygulamayı 24–34 haftalık hamileliklerde yapmak gerekir. Bu arada yenidoğan döneminde görülebilen grupB streptokok enfeksiyonunu önlemek için koruyucu antibiyotik verilir.
Erken doğan bebeğin hayatta kalıp kalamayacağı, kaç haftalıkken doğduğu ve doğum yapılan yerin yoğun bakım imkanları ile ilgilidir. 30 haftalıkken dünyaya gelen bebeklerin yüzde 97’si hayatta kalabilmektedir. 28’nci haftadan öncesi ise oldukça risklidir. http://www.hamilemiyim.net
Sezeryan doğum nasıl? merak ediyormusunuz…
Bebeğin 7. aydan itibaren tüm vücut kaslarını çalıştırması, doğum sonrası için çok önemlidir. Özellikle solunum yolunda bulunan kaslar, el parmaklarının kasları, ağız kasları ve yutma işlevini sağlayan kasları düzenli olarak çalıştırılır. Yani 7. aydan itibaren bebek bilinçli olarak hareket etmeye başlar.
Ayrıca bel ağrılarınız, çabuk yorulma ve acıkma, tansiyon düşmesine bağlı olarak ortaya çıkan baş dönmesi sık rastlanılan sorunlardandır. Karın büyümesine bağlı olarak ortaya çıkan bir değişiklik de vücudun “kirli kanını” toplayan ve kalbe götüren toplar damarların en büyük olanının da basıya uğramasıdır. Bu baskı, kanın vücudun alt kısımlarında birikmesiyle, bacaklarda ödemlerin artmasına neden olduğu gibi ileri durumlarda basur, varis gibi problemlerin ortaya çıkmasına neden olur. İstirahat ederken sol tarafa yatmak, ana toplardamar üzerindeki baskının azalmasını sağlar. http://www.hamilemiyim.net
Halk arasında bebeğin saçlanmasının işareti olarak görülen bulantı ve mide yanmaları, aslında mideden yemek borusuna asit kaçmasına bağlıdır ve az az yemek, yemekten sonra hemen uzanmamak ve gerekli durumlarda doktorun önerdiği asit giderici ilaçları kullanmak suretiyle bu belirti azaltılabilir..
Gebeliğiniz süresince aldığınız kilolar, doğumunuz sonrasında sizi iyice rahatsız etmeye başlar. Bu noktada en önemli soru, fazla kilolarınızdan nasıl ve ne zaman kurtulacağınızdır. Ancak doğum sonrasında en az altı ay bebeğinizi emzireceğinizden, beslenmenizdeki düzeni bu koşula göre yapmalısınız. Ayrıca bilinmesi gerekir ki bebeğinizi emzirmek kilo vermenizi kolaylaştıran en etkili yöntemdir. Çünkü bebeğinizi emziririken vücudun harcadığı enerji, normal dönemden daha fazladır. Bu sebeple, sağlıklı bir beslenme programı uygulamak hem kilo vermeniz kolaylaşır hem de bebeğinizi daha kaliteli bir sütle beslemiş olursunuz.
Her lokmanız hamile iken içinizde gelişmekte olan bebeğinizle paylaştığınız kadar önemli olmasa da, besin çeşitliliğiniz, doğum sonrası süt kaliteniz açısından önem taşımaktadır. Artık bir anne olarak, çok daha fazla enerjiye ihtiyacınız olur. Bu sebeple doğum sonrası eğer emziriyorsanız, hamilelik öncesi ağırlığınızı korumak için almanız gereken kalori miktarına günde 400 ile 500 ekstra kalori eklemeniz gerekir.
Gebeliğinizde aldığınız proteinler, bebek henüz bir embriyo iken onu sağlıklı bir bebeğe dönüştürmek için gerekli olan hücrelerin meydana gelmesini sağlayacak oluşumda en büyük görevi üstlenir. Doğumunuz sonrası ise, yeterli ve dengeli bir beslenme uygulamanız için proteinlere ihtiyacınız olur. Enerjinin %15’i proteinlerden gelmelidir. Et, tavuk, balık, yumurta ve kurubaklagiller proteinden zengin olan besinlerdir. Ayrıca bu besinler, B grubu vitaminler, demir ve çinko açısından da zengindir.
Doğum sonrası kalsiyum ihtiyacınızı tam anlamıyla karşılamanız, en çok dikkat etmeniz gereken konulardan biridir. Günlük beslenmeniz içerisinde 3 porsiyon süt ve süt ürünleri tüketmeniz yeterli olacaktır. Kilo kontrolü açısından az yağlı olanları tercih edebilirsiniz. Eğer bu besinler gaz yaparsa diye korkup tüketemiyorsanız, gaz yapıcı özelliği alınmış olan laktoksuz sütü tercih edebilirsiniz. Ayrıca haftada 1-2 kez olacak şekilde sütlü tatlı da tüketebilirsiniz.
Meyve ve sebzelerde hayati önem taşıyan vitaminler-mineraller bulunur. Her öğünde mutlaka sebzeve-meyve tüketmeye çalışmalısınız. Pişirme şekli vitamin ve mineral içerikleri üzerinde etkilidir. Bu nedenle sebzeleri önce yıkanıp, sonra mümkün olduğu kadar büyük parçalar şeklinde çiğden olacak şekilde pişirmelisiniz.
Vücuttaki demir eksikliği hamilelik döneminde birçok kadının karşısına çözülmesi gereken bir sorun olarak ortaya çıkıyor. Bunun için hamilelikte demir ihtiyacına yönelik beslenmenin yanı sıra doktorun önerdiği şekilde dışarıdan demir takviyesi yapılıyor, çünkü hamileliğin ikinci yarısında bebeğiniz, demir depolarını oluştururken sizin demir depolarınızdan yararlanır. Bu nedenle, doğum sonrasında da devam eden demir eksikliğinizi gidermek için öğünlerinize demir yönünden zengin (kırmızı et, pekmez, yumurta sarısı gibi) besinler eklemelisiniz. Yiyeceklerle beraber aldığınız demirin vücudunuzda kullanılmasını önemli ölçüde engelleyen çay tüketimini ise, mümkün olduğunca azaltmalısınız. Ayrıca demir emilimini arttırmak için C vitamini içeren besinleri de tüketmelisiniz. Salata ve taze sıkılmış meyve suları gibi.
Emzirme döneminizde de tıpkı hamileliğinizde olduğu gibi folik asit yönünden zengin besinler tüketmelisiniz. Folik asit en fazla yapraklı yeşil sebzeler, karaciğer, böbrek, yumurta, kabuklu tahıllar, ceviz, badem, fındık, fıstık, mercimek, baklagiller ve taze sıkılmış portakal suyunda bulunuyor. Hamilelikte ve emzirme süresinde 400-800 mikrogram alınması gerekir. Bu miktarı besinlerle karşılamak zor olduğu için vitamin haplarıyla açığı kapatabilirsiniz. Ayrıca folik asidi vücudunuz depolayamadığı için her gün almanız gerekir.
Enerjinin %30’u bu gruptan sağlanmalıdır. Özellikle n-3, n-6 ve n-9 yağ asitleri örüntülerine dikkat edilmelidir. N-3 yağ asitleri; deniz ürünleri ve özellikle yağlı balıklarda (somon, uskumru), soyayağı, kanola yağı, yumurta sarısı ve anne sütünde bulunmaktadır. N-6 yağ asiti; soyayağı, ayçiçek ve mısırözü yağında bulunmakta, n-9 yağ asiti ise fındık ve zeytinyağında bulunmaktadır.
Hamilelik dönemi, vücudun iyot gereksiniminin arttığı bir dönemdir, çünkü hamilelikte görülen iyot eksikliği düşük, ölü doğum ve bebek ölümlerinde artmaya neden olurken, bebeklerde zeka geriliğine, sağırlık ve cüceliğe neden olur. Emzirme döneminde iyotlu tuz kullanmanız, iyot ihtiyacınızı karşılamanız için yeterli olacaktır. Tuzu kapalı ve ışık almayan bir yerde saklayınız.
Doğumdan sonra emzirme döneminiz içerisinde günlük 2,5-3 litre sıvı almaya özen gösterin. Bu miktar sıvının tamamını su ile tamamlayabilirsiniz. Burada dikkat edilecek nokta, hazır meyve suları ve asitli içeceklerin yerine, az şekerli komposto suyu ve taze sıkılmış meyve sularını tercih etmenizdir.
Emzirme dönemi içerisinde doktor tavsiyesi ile ek vitamin takviyesi alınabilir. Bu noktada sebze-meyvede bulunan doğal vitaminlerden daha fazla yararlanabilmek için meyveyi sularını sıktıktan sonra yarım saat içinde tüketmeli, salata yaparken mümkün olduğunca bıçakla kesmemeye dikkat etmelisiniz. Ayrıca salatanın limonunu yemeden hemen önce sıkmaya dikkat etmelisiniz.
Emzirme döneminizde hamilelikte olduğu gibi günlük enerjinin %55-60’ını karbonhidratlardan sağlamanız gerekmektedir Burada dikkat etmeniz gereken nokta, şeker gibi basit karbonhidratlar yerine pilav, makarna, patates, tam buğday ekmeği gibi kompleks karbonhidratları tercih etmenizdir. Bu kilo kontrolünü sağlamanız açısından iyi olacaktır.
Suda doğum da esas gaye, bebeğin 9 ay boyunca içinde bulunduğu sıvıya benzeyen bir ortama dünyaya gelmesini sağlamaktır. Tabiki doğum yapacak anne için de suda doğum yapmak, normal doğumlara göre daha az sıkıntılı bir olaydır.
Suda Doğumun Faydaları
Doğum esnasında ılık suyun ağrıları azaltmadaki etkisi oldukça fazladır. Bazı kadınlar suya girer girmez rahatlama hisseder ama tam etkisini 10-15 dakika sonra hisseder. Kaslar ılık suda gevşer ve gereksiz kasılmalar için sarfedilen enerji boşa gitmez. Bütün enerji rahmin üzerinde kullanılması sonucu daha etkili kasılmalar oluşur ve doğum daha erken ve ağrısız gerçekleşir. Suda doğum da, su anneye destek olur ve anne, suyun kaldırma kuvvetinden faydalanarak daha rahat pozisyon değiştirebilir. Ilık su, gevşemeye yardımcı olur, gerilim ve sıkıntıyı alır. Daha rahat nefes alırsınız ve ağrınızı daha da artırabilecek sık nefes alıp vermekten kurtulursunuz. Suda doğumda genelde gevşemeye yardımcı olan loş ışık ve aromatik yağlar da kullanılır. Sıkıntı az olduğu için vücutta üretilen adrenalin hormonu da az olur. Bu da vücudumuzda doğal ağrı kesici olan endorfin üretimini artırır. Böylece kişi kendini daha iyi hisseder.
Araştırmalarda, anne suya girdikten 10-15 dakika sonra kan basıncının düştüğü görülmüştür. Havuzun içinde iken maske veya kanülle oksijen de alabilirsiniz. Suda doğumda aceleye gerek yoktur. Doğumun ikinci safhası uzayabilir ve bu da annenin bebeği iterken yaşayacağı basıncı azaltır. Bazı araştırmalarda, suda doğumda zaman sıkıntısı olmamasına rağmen, doğumun ilk evresinin, normal doğuma göre daha kısa olduğu bulunmuştur. Ilık su dokuları yumuşattığı için kolayca esnerler. Böylece doğum yırtığı oluşma ihtimali daha az olur. Ayrıca doğumdan sonra bu bölgedeki ağrılar da daha az olur. Suda doğumda, bebek için dünyaya geliş, yumuşak bir şekilde gelişir. Dış dünyaya adaptasyonu daha rahat olur.
Suda Doğumun Zararları
Enfeksiyon riski: Havuzdan kaynaklanan veya doğum esnasında annenin dışkısının havuza karışması nedeniyle enfeksiyon riski vardır.
Beklentinizi karşılamayabilir: Doğum havuzuna girdiğinizde rahim kasılmalarının daha az sancılı olmasını beklerken, umduğunuz gibi çıkmayabilir. Havuzdan çıkıp ilaç verilmesini isteyebilirsiniz.
Acil bir durum geliştiğinde: Havuzdan çıkmanız biraz zaman alabilir. Bebeğiniz suya doğacağı için, doğduğu anda nefes borusuna su kaçacağından korkabilirsiniz. Ancak bebeğinizin cildine hava değinceye kadar nefes alıp vermeye başlamayacaktır. Ayrıca araştırmalar göstermiştir ki, bebekler sadece uzun süre (bir saatten fazla) suyun altında kalınca, suyun nefes borusuna kaçma ihtimali vardır.
Göbek kordonunun kopma ihtimali: Normal doğuma göre suda doğumda, bu açıdan hafifçe artmış bir risk vardır. Gerçi deneyimli ellerde bu korkulacak bir durum değildir. Bebeğiniz doğduktan sonra, kollarınıza verilirken dikkatli olmak gereklidir.
Suda Doğum hangi durumlarda önerilmez?
• İkiz veya daha fazla sayıda bebek varsa
• Bebeğiniz ters yerleşmişse yani baş geliş değilse
• Bebeğiniz prematür veya postmatürse yani gebelik süresi 38 haftadan az veya 42 haftadan fazla ise
• Doğumun ikinci evresinde (bebeği itme kısmı) süre uzamışsa veya yavaş ilerliyorsa
• Preeklempsiniz (yüksek tansiyon ve idrarda aşırı protein olması) veya hipertansiyonunuz varsa
• Bebeğiniz sıkıntıda ise
• Bebeğinizde gelişme geriliği varsa
• Doğum sancıları başlamadan önce kanamanız olduysa
• Daha önceki doğumunuzda doğum sonu kanamanız çok olduysa
• Epilepsi, hepatit, şeker hastalığı, kalp hastalığı, böbrek hastalığı, AİDS veya cilt hastalığınız varsa
• Vajinanızda aktif herpes (uçuk) hastalığı varsa
• Suyunuz çok kirlenmişse
• Daha önce sezaryen doğum yaptıysanız suda doğum yapmak pek uygun olmaz. Çünkü acil bir durumda size veya bebeğinize gerekli olabilecek tedaviyi uygulamak suda zor olacaktır.
Suda doğum güvenli midir?
Suda doğumun hem anne hem de bebek açısından pek çok faydası vardır. Bunların bir kısmı araştırmalarla, bir kısmı genel olarak desteklenmektedir. Ancak zararlı olduğu belli durumlar da vardır. Bunlara dikkat edilirse her hangi bir sorun yaşanmayacaktır.
Bebek ne zaman suyun dışına çıkarılır?
Vücudunun tümü dışarı çıkmadan sudan çıkmasına izin verilmez. Bir kişi (bu kişi anne, baba, ebe veya doktor olabilir) bebeği nazik bir şekilde tutar ve anneye verir. Sudan çıkarma yavaşça, 7-10 saniyede gerçekleştirilmeli, hafifçe yüzüne ve kafasına dokunulmalıdır. Suyun sıcaklığı 37 0C de devam etmelidir. Bundan sonra her şey durur ve anne ile bebek sakince birbirlerine kavuşur. Çoğu anne, sudaki bu 15-20 dakikalık ilk sarılmanın, tarif edilemeyecek, çok derin duygular oluşturduğunu söylemektedir.
Suda Bebek nasıl nefes alır?
Suda doğan bebeklerin nefes almasını engelleyen karışık bir mekanizma vardır. Bebeğin yüzünün havayla temas etmesiyle, nefes almasının uyarıldığına dair yaygın bir inanış vardır. Sudan çıkarılıncaya kadar da, oksijeni annesinden göbek kordonu aracılığıyla alacaktır.
Gebelikte seyahat konusu hekime sıkça sorulan bir sorudur. Aslında gebeliğin tüm dönemlerinde seyahat kabul edilemez bir durumdur. Bu nedenle seyahat eğer çok gerekli değilse gebeyken yapılmamalıdır. Ancak çok gerekli bazı durumlarda bazı kurallara uyarak seyahat izni verilebilir. Mümkünse yolculuk iki saatten uzun olmamalı ya da her iki saatte bir en az 15 dakika mola verilerek ve bu aralarda gezeleyerek kan dolaşımı rahatlatılmalıdır. Seyahata çıkmadan önce mutlaka doktor muayenesinden geçmeniz gerekir. Önemli olabilecek tekikleri tahlil sonuçlarını ve ultrason resimlerini yanınıza alınız. Gittiğiniz yerde acil durumlarda size müdahale edebilecek hastane var mı, yok mu öğreniniz.
Seyahat açısından ilk üç ay ve son iki ay özellikle kritiktir. Bu nedenle bilhassa bu dönemlerde seyahatten kaçınınız. Olabilecek herhangi bir sorun sizin ve bebeğinizin hayati risk altına girmenize yol açabilir. İleride çocuk sahibi olabilmenizi imkansız hale getirebilir. Tüm gebelik boyunca bulaşıcı salgın hastalıkların olduğu yerlere seyahat asla önerilmez.
Otobüs, otomobil, tren gibi kara araçları için bu söylediklerimiz tümüyle geçerlidir. Gemi yolculuklarıda aşırı bulantılara yol açabileceğinden ve acil durumlarda müdahale imkanı daha kısıtlı olduğundan önerilmez.
Gebelikte uçak ile seyahat 28. gebelik haftasına kadar bir risk taşımamaktadır. Uçak yetkilileri genellikle doktordan durumu gösteren belge istemektedirler. 36. haftadan sonra uçak ile seyahat mesafe kısa da olsa önerilmemektedir.
Uçakta kabin içi basıncı ayarlı olmasına rağmen yinede iniş ve kalkışlarda basınç oynamaları olabilmektedir. Bu nedenle uçak yolculuklarının tümüyle masum olduğu söylenemez.
Hamilelikte emniyet kemeri kullanımı:
Gebelik boyunca araba ile seyahatte emniyet kemeri takılması önerilmektedir. Bebeği korumanın en basit yolu annenin öncelikle kendi vücudunu korumasıdır. Vücudunuz rahmi, rahim ise bebeği korumaktadır.
Hamilelikte kaza sırasında emniyet kemerinin takılı olması direksiyon simidinin karna çarpmasıyla meydana gelebilecek zararı en aza indirir.
Gebelikte emniyet kemeri takılırken kemerin karnın alt kısmından kalça kemiklerini çaprazlayarak takılmasına dikkat edilmelidir. Omuz bandı memelerin üstünden köprücük kemiğini ortalayarak takılmalıdır. Emniyet kemeri şeritlerinin altına takılan yastıkçıklar da kullanılabilinir.
Acaba gebe misiniz? Aslında adet kanamanız bir-iki hafta gecikene kadar hiçbir belirti sizin dikkatinizi çekmeyecektir. Eğer adet kanama döngüsünü takip etmiyorsanız veya takip etseniz bile aydan aya çok değişiklik gösteriyorsa kanamanızın ne zaman olması gerektiğini bilemeyebilirsiniz. Ancak aşağıda anlatacağımız belirtileri (tabii ki her kadın için aynı olmayacaktır) anlamaya başladığınızda, adet kanamanız da gecikdiyse gebe kalmış olabileceğinizi bilirsiniz. Bundan tam olarak emin olmak için daha sonra evde gebelik testinizi de yaparsınız. http://www.hamilemiyim.net
Şiş Ve Hassas Memeler
Gebeliğin erken belirtilerinden birisi şiş ve hassas memelerdir. Bunun nedeni hormon düzeylerindeki artıştır. Memelerdeki bu rahatsızlık hissi, adet kanaması öncesinde olan durumun biraz daha artmış şeklidir. Gebeliğin ilk üç aylık döneminden sonra, vücut bu hormon değişikliğine alışacak ve rahatsızlık hissi de azalacaktır
Doğum yapmak doğal bir olaydır. Ancak her kadının buna dayanma gücü farklı olur. Ayrıca her doğum da birbirine benzemez. En doğru yaklaşım sizin özellikleriniz ve doğum sürecine göre karar vermek olacaktır. Doğum sancısını dindirmek için pek çok yol vardır. Gevşeme egzersizleri, nefes alma teknikleri ve değişik pozisyonlar yardımcı olur. Sırtınıza masaj rahatlatabilir. Sırtınıza uygulayacağınız soğuk veya sıcak kompresler de iyi gelebilir. Ayrıca ılık duş, rahatlatıcı müzik ve loş ışık da faydalı olacaktır. Doğum olayı ilerledikçe ve sancılar daha kuvvetli olmaya başladıkça ağrıları gidermek önemli hale gelir. Ağrı kesiler yardımcı olabilir. Epidural yani omurgadan yapılan uyuşturma işlemi de ağrı hissetmenizi engeller. Bu şekilde rahim kasılmaları engellenmez ancak kendinizi daha iyi hissedersiniz.
Ağrıyı azaltmak için yapılan işlemlerin her birinin hem yararı hem de zararı vardır. Gevşeme ve nefes alma teknikleri daha iyi hissetmenizi sağlar ancak ağrınız çok fazla azalmaz. Verilecek ağrı kesici ilaçlar kasılmalarınızın daha az ağrılı olmasını sağlar fakat sersemlik hissi ve bulantıya yol açabilir ayrıca doğumu da yavaşlatabilir, bebeğinizi de etkileyebilir. Doğumunuzun nasıl olacağı önceden tahmin edilemez. Tahmin ettiğinizden de daha zor olabilir. Doğum sancılarına dayanabileceğinizi düşünürken, ağrılar başladığında fikriniz değişebilir. Planlanandan farklı şeyler yapılabilir. Unutmayın ki doğum olayı bir dayanıklılık testi değildir. Ağrılarınız giderilince sınıfta kalmazsınız. Ancak kesin olan şey bu konuda ne kadar bilgili olursanız, o kadar, ağrılara karşı hazırlıklı olursunuz.
Unutmayın, doğum esnasında ağrınızın azaltılmasını isteyebilirsiniz. Doktorunuz,sizin için en uygun olan yöntemi seçerek uygulayacaktır.
Gebeliğe karar verildiği zaman 3-4 ay öncesinde bir uzman hekime başvurarak anne adayının gebeliğin sırasında risk oluşturabilecek sorunların olup olmadığı araştırılmalıdır. Örneğin; kızamıkçık, suçiçeği gibi bazı enfeksiyon hastalıkları araştırılıp bağışıklık saptanmazsa aşıları yapılabilir. Anne adayını aile hikayesinde örneğin Akdeniz anemisi, orak hücreli anemi, akciğer kistik fibrozisi, down sendromlu bebek hikayesi gibi sorunlar belirlenebilir. Anne adayının kendisine ait şeker hastalığı, rahimde myom, sigara içimi daha önceden erken doğum yada düşük yapması gibi problemler belirlenebilir. http://www.hamilemiyim.net Bu sorunların bir kısmı için aşılama, şeker hastalığını tedavi edilmesi, veya rahimdeki myomun operasyonu gibi daha gebelik başlamadan önce yapılması gerekebilir.
Geçmiş olsun
Kadın doğum hastalıkları,Kadın Doğum Teknikleri ,Kadın doğum sağlığı hakkında bir çok bilgiyi sitemizde bulabilrsiniz