﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kadın doğum</title>
	<atom:link href="http://www.kadindogum.tk/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.kadindogum.tk</link>
	<description>Kadın doğum,Kadın Sağlık Kadın</description>
	<lastBuildDate>Wed, 23 Sep 2009 19:15:17 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.1</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>35 yaş üzerinde gebelik risklimidir?</title>
		<link>http://www.kadindogum.tk/35-yas-uzerinde-gebelik-risklimidir/</link>
		<comments>http://www.kadindogum.tk/35-yas-uzerinde-gebelik-risklimidir/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 23 Sep 2009 19:15:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Jinekoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın doğum]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadindogum.tk/?p=118</guid>
		<description><![CDATA[Günümüzde pek çok kadın, değişik gerekçeler ile gebeliklerini ertelemektedirler. Tıbbi olarak 17 yaş altındaki ve 35 yaş üzerindeki gebelikler &#8220;riskli gebelik&#8221; olarak nitelenmekte ve o şekilde takip edilmektedirler.
Riskler nelerdir?
Biyolojik saat yaşamın bir gerçeğidir, 35 yaşın tek başına bir anlamı yoktur ( yani 34 yaşında her şey normalken 35 yaşında problemler başlamaz)  fakat şunu bilmekteyiz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde pek çok kadın, değişik gerekçeler ile gebeliklerini ertelemektedirler. Tıbbi olarak 17 yaş altındaki ve 35 yaş üzerindeki gebelikler &#8220;riskli gebelik&#8221; olarak nitelenmekte ve o şekilde takip edilmektedirler.</p>
<p>Riskler nelerdir?</p>
<p>Biyolojik saat yaşamın bir gerçeğidir, 35 yaşın tek başına bir anlamı yoktur ( yani 34 yaşında her şey normalken 35 yaşında problemler başlamaz)  fakat şunu bilmekteyiz ki yaşla birlikte belli risklerin görülme ihtimali artmaktadır.</p>
<p>- Gebe kalmakta zorlanabilirsiniz: Kadınlarda yumurtalıklardaki yumurtaların kalitesi 30lu yaşlarla birlikte azalmaya başlar, yumurtaların kalitesi azalır ,yumurtlama olayı seyrekleşmeye başlar.Bu gebe kalamayacağınız anlamına gelmez fakat gebe kalabilmeniz için gereken süre uzayacaktır.35 yaş üzerindeyseniz ve 6 aydır istemenize rağmen gebe kalamadıysanız bir kadın doğum doktoruna başvurmanız yerinde olacaktır.</p>
<p>-Çoğul gebelik şansınız artar: Yaşa bağlı olarak oluşan hormonal değişiklikler birden fazla yumurta atma şansını artırır , bu da çift yumurta ikizi oluşma ihtimalinizi artırır. Ayrıca gebe kalmakta zorlanıldığında başvurulan yardımcı üreme teknikleri de çoğul gebelik ihtimalinizi artırır.</p>
<p>- Gestasyonel diyabet geliştirme şansınız artar: Gebelik sırasında ortaya çıkan bir şeker hastalığı türüdür ve yaşla birlikte görülme ihtimali artar. Diyet,egzersiz gibi yaşam tarzı değişiklikleri ve gerekirse de ilaç kullanımı gündeme gelebilir.</p>
<p>- Sezaryen ihtimali artar: Burada pek çok faktör rol oynar.35 yaş üzeri gebelerde tansiyon yükselmesi,gestasyonel diyabet, plasenta previa (çocuğun eşinin rahim ağzını örtmesi) gibi komplikasyonlar daha sık görülür ve bunlar sezaryen ile doğum ihtimalini artırır. Ayrıca vajinal doğum eylemi sırasında problem çıkma ihtimali de artmıştır, böyle bir durumda da sezaryene başvurulacaktır.Çoğul gebelik durumunda da büyük ihtimalle doğumunuz sezaryen ile gerçekleştirilecektir.</p>
<p>- Kromozom anormalliklerinin görülme ihtimali artar: İlerleyen yaşla birlikte Down sendromu gibi kromozom problemlerinin görülme ihtimali artar.</p>
<p>- Düşük riski artar: İlerleyen yaşla birlikte düşük riski de artar. Bu riskin artışı kromozom bozukluklarındaki artışla da ilişkilidir.</p>
<p>Sağlıklı seçimler yapın</p>
<p>- Gebelik öncesi muayene olun: Gebelik öncesi doktorunuzla görüşün.Doktorunuz risklerinizi ve yaşam tarzınızı değerlendirecek,risk durumunuzu belirleyecektir.Eğer gebe kalmakta zorlanıyorsanız bu konuda size gerekli desteği verecektir.</p>
<p>- Gebe kaldıktan sonra düzenli kontrole gidiniz: Bu kontrollerde doktorunuz sizi ve bebeğinizi kontrol edecektir. Bu arada size önemsiz gibi görünse de kendinizde algıladığınız değişiklikleri ve belirtileri doktorunuza aktarınız.</p>
<p>- Sağlıklı beslenin: Gebelik sürecinde daha fazla miktarda folik asit,kalsiyum,demir,protein ve diğer besin unsurlarına ihtiyaç duyarsınız. Eğer zaten beslenmenize dikkat ediyorsanız bu alışkanlığınızı sürdürünüz.Gebe kalmazdan birkaç ay önce günde 400mcg folik asit almaya başlamanız doğru olur.</p>
<p>- Kilo alışınız kontrollü olmalıdır: Bebeğinizin saplıklı gelişimini destekleyecek şekilde kilo almalısınız.Tüm gebelik süresince 12-15 kiloluk bir artış idealdir.</p>
<p>- Fiziksel olarak aktif olun: Doktorunuz yatak istirahati önermediği sürece aktif kalmanız,egzersiz yapmanız yerinde olacaktır.Bu ,gebelik nedeni ile hissettiğiniz sıkıntıları azaltacak, enerji seviyenizi yükseltecek kendinizi daha iyi hissetmenizi sağlayacaktır.Eğer sağlık problemleriniz var ise veya daha önceki gebeliklerinizde erken doğum problemi yaşadı iseniz, herhangi bir egzersiz programına katılmadan önce doktorunuza danışınız.</p>
<p>- Riskli maddelerin kullanımından uzak durunuz: Alkol, tütün ve uyuşturucu ilaç kullanımı gebelikte kesinlikle uzak durulması gereken davranışlardır.Orta derecede alınan alkol dahi bebeğinizin gelişimini olumsuz etkileyebilir.Sigara içilmesi erken doğum,düşük doğum ağırlıklı doğum ve plasenta problemleri açısından riskinizi artırır. Reçeteli ve reçetesiz satılan her türlü ilaç konusunda mutlaka doktorunuza danışınız.</p>
<p>- Kromozom anormallikleri için yapılan testler hakkında bilgi alın: Amniyosentez ve koryonik villus örneklemesi gibi testler anne karnındaki bebeğin kromozomal anormalliklerini tespit etmek için istenebilir. Bu prosedürler düşük miktarda da olsa belli riskleri içerirler.Bu testler hakkında doktorunuzla konuşmalı ve karşı karşıya kalabileceğiniz durumlar hakkında bilgi sahibi olmalısınız.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadindogum.tk/35-yas-uzerinde-gebelik-risklimidir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gebelik ve İlaç kullanma</title>
		<link>http://www.kadindogum.tk/gebelik-ve-ilac-kullanma/</link>
		<comments>http://www.kadindogum.tk/gebelik-ve-ilac-kullanma/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 23 Sep 2009 19:13:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Jinekoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın doğum]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadindogum.tk/?p=116</guid>
		<description><![CDATA[Gebelik ve emzirme döneminde ilaç kullanımı her zaman için bir takım endişelere yol açmıştır. Amerikan gıda ve ilaç dairesi (FDA) gebelik ve emzirme döneminde ilaç kullanımı ile ilgili bir takım kılavuzlar yayınlamışsa da bu kılavuzlarda söz konusu hastalıkları tedavi etmeli mi etmemeli mi veya hangi ilaçları kullanmalı şeklinde bir yönlendirme yoktur. FDA klasifikasyonunda ilaçlar potansiyel [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Gebelik ve emzirme döneminde ilaç kullanımı her zaman için bir takım endişelere yol açmıştır. Amerikan gıda ve ilaç dairesi (FDA) gebelik ve emzirme döneminde ilaç kullanımı ile ilgili bir takım kılavuzlar yayınlamışsa da bu kılavuzlarda söz konusu hastalıkları tedavi etmeli mi etmemeli mi veya hangi ilaçları kullanmalı şeklinde bir yönlendirme yoktur. FDA klasifikasyonunda ilaçlar potansiyel teratojenik potansiyellerine göre beş gruba ayrılmaktadır.</p>
<p>A Kategorisi<br />
Hamile kadınlarda yapılan kontrollü çalışmalarda gebeliğin ilk üç ayda kullanıldığında fetüste herhangi bir risk oluşturduğu gösterilememiş (örneğin folik asit, levotiroksin) ilaçlar.</p>
<p>B Kategorisi<br />
Hayvanlar üzerinde yapılan deneylerde fetal risk ortaya çıkarmayan ancak insanlarda kontrollü çalışma yapılmamış olan ilaçlar ya da hayvanlarda risk göstermesine rağmen bu bulgunun insanlar üzerinde yapılan kontrollü çalışmalarda saptanmadığı ilaçlar. (örneğin amoksilin, seftriakson)</p>
<p>C Kategorisi<br />
Hayvanlar üzerinde yapılan çalışmalarda istenmeyen etkiler saptanan ancak insanlarda kontrollü çalışma yapılmamış olan ilaçlar ya da hayvan ve insanlar üzerinde hiç çalışılmamış ilaçlar. ( örneğin nifedipin, omeprazol)</p>
<p>D Kategorisi<br />
Fetüs üzerinde olumsuz etki riski yarattığı konusunda kanıtlar olan ancak gebe kadınlarda kullanımından elde edilecek yararın bilinen bu riske karşın kabul edilebilir olduğu ilaçlar.(örneğin propilthiouracil)</p>
<p>X Kategorisi<br />
Hayvanlarda ya da insanlarda yapılan araştırmalarda fetal anomalilere neden olduğu kanıtlanmış ya da deneyim ve gözlemlerde fetüste risk yarattığı konusunda kanıtlar bulunan ilaçlar ile gebelikte kullanımında ortaya çıkabilecek olan zararın olası yararından fazla olduğu bilinen ilaçlar.( örneğin misoprostol, warfarin, isotretinoin) Bu tür ilaçlar gebe ya da gebelik şüphesi olanlarda kesinlikle kontrendikedir.</p>
<p>Gebelikte kullanılan ilaçların çoğu kategori B veya C dedir. Kategori A da olan ilaç sayısı oldukça azdır, zira gebe kadınlarda yapılmış kontrollü çalışmalar nadirdir. Etik olarak ta gebe bir kadında, etkileri tam bilinmeyen bir ilacı denemek mümkün değildir.</p>
<p>KLİNİK UYGULAMA</p>
<p>Gebe bir kadına ilaç verilmesi gerektiğinde, klinisyenlerin şu kurallara uyması gerekir:<br />
- Gebeliğin ilk üç ayında ilaçlardan mümkün olduğu kaçınılmalıdır. Zira bu dönemde fetüs teratojenlere  (sakatlık yapan ajanlar) en açıktır.<br />
- Kombine ilaçlar yerine mümkün olduğu kadar tek ilaç tercih edilmelidir.<br />
- Mümkün olan en küçük dozu, mümkün olan en kısa süre ile vermelidir.<br />
- Lokal ilaç uygulaması mümkün ise tercih edilmelidir, çünkü sistemik dolaşıma geçen ilaç miktarı az olacaktır.<br />
- Kullanılacak ilacın fayda /risk karşılaştırması yapıldığında, fayda kısmı ağır basmalıdır.</p>
<p>Yazının devamında gebelikte sıkça karşılaşılan bazı tablolarla ilgili önerileri bulacaksınız.</p>
<p>SOĞUK ALGINLIĞI, ÖKSÜRÜK, BULANTI ve KUSMA</p>
<p>Soğuk algınlığı durumlarında yatak istirahatı ve bol sıvı vererek semptomatik tedavi yapılmalıdır. Antihistaminiklerden chlorpheniramine (gebelik kategorisi B), triprolidine (gebelik kategorisi C), ve diphenhydramine (gebelik kategorisi C) gebelik ve emzirme sırasında kullanımı emniyetli olarak kabul edilen ilaçlardır. Dekonjestanlar (burun damlaları) gerektiğinde, lokal ilaçlar ilk olarak tercih edilmelidir. Dekonjestanların kesilmesini takiben belirtilerin daha kötü olarak geri gelebileceği unutulmamalı hiçbir dekonjestan 2-4 günden fazla kullanılmamalıdır.</p>
<p>Pseudoephedrine gebelik kategorisi C olan bir ilaçtır ve bu ilacın milyonlarca gebede her yıl kullanımı söz konusudur. Gebelikte çekince olmadan kullanılabilir.</p>
<p>Öksürüğün baskılanması için guaifenesin (kategori C) veya dextromethorphan (kategori C) içeren ilaçlar kullanılabilir. Formülünde alkol içeren ilaçlar kullanılmamalıdır. Fetüsün tiroit bezi açısından risk oluşturduğu için iyot içeren öksürük ilaçları kullanılmamalıdır.</p>
<p>Bulantı ve kusmalar ilk planda ilaçsız kontrol edilmeye çalışılmalıdır. Az ve sık yemek alınması, kuru gıdaların tercih edilmesi ve acupressure uygulaması ( el bileğiniz iç yüzünde bulunan katlantı izlerinden en yukarda olan hizasında, yumruk yaptığınızda beliren iki büyük kirişin orta noktasına 30-60saniye süre ile uygulanan basınç)<br />
http://www.wikihow.com/Stop-Nausea-With-Acupressure<br />
http://www.expertvillage.com/video/6378_self-acupressure-treatment-nausea.htm</p>
<p>Yukarıda anlatılan basit yollar ile bulantı kusmalar kontrol edilemez ise pyridoxine (Vitamin B6, gebelik kategorisi A); doxylamine (kategori B); veya emetrol içeren ilaçlar kullanılabilir. Bu ilaçların gebelikte ve emzirme döneminde kullanımı emniyetli kabul edilmektedir. Bu ilaçlar hastanın şikâyetlerini gidermede yeterli olmadığında promethazine veya metaclopramide denenebilir. Bu iki ilacında gebelik kategorisi C dir.</p>
<p>Kabızlık problemi olan hastalarda laksatiflerden mümkün olduğu kadar kaçınılmalıdır onun yerine lifli gıdalar ve meyvelerin alımı teşvik edilmeli sıvı alımı artırılmalıdır. İshal durumunda loperamide en iyi güvenlik profili olan ilaçtır.</p>
<p>ASTIM</p>
<p>Astımın gebelik sırasındaki tedavisi gebe olunmayan dönem ile aynıdır. Yeni bir ilaç grubu olan lökotrienler B grubundadır ve gebelik ve süt verme döneminde rahatlıkla kullanılabilirler.</p>
<p>ANTİBİYOTİKLER</p>
<p>Çoğu antibiyotik B kategorisindedir, gebelik ve emzirme döneminde rahatlıkla kullanılabilir. İstisnaları içinde genel pratikte sık kullanılan quinolon grubu antibiyotikler, tetrasiklin grubu antibiyotikler ( ilk üç ay kullanılabilir)  ve metronidazol ( kategori C- ilk üç ay kullanılmamalıdır) bulunmaktadır.</p>
<p>SONUÇ</p>
<p>Gebelik sırasında değişik rahatsızlıklar oluşabilir ve bunların ilaçla tedavisi gerekebilir. Pek çok ilaç seçeneğinden uygun olanını doktorunuz seçecektir. Doktorunuza bu konuda güveniniz</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadindogum.tk/gebelik-ve-ilac-kullanma/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>sezaryan ile doğum ne zaman gereklidir?</title>
		<link>http://www.kadindogum.tk/sezaryan-ile-dogum-ne-zaman-gereklidir/</link>
		<comments>http://www.kadindogum.tk/sezaryan-ile-dogum-ne-zaman-gereklidir/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 23 Sep 2009 19:12:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Jinekoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın doğum]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadindogum.tk/?p=114</guid>
		<description><![CDATA[Bu yazıda;
- Sezeryan ile doğum ne zaman gerekir
- Riskleri nelerdir?
- Sonrasında neler olur inceleyeceğiz.
Sezeryan ne zaman yapılır?
Sezeryan ile doğum yapılmasını gerektirecek pek çok neden olabilir. Bunların bir kısmı anneye ait nedenler, bir kısmı ise bebeğe ait nedenlerdir. Bazı durumlarda doğumun sezeryan ile gerçekleşmesi doğum başlamazdan önce kararlaştırılırken, bazı durumlarda ise doğum eylemi sırasında çıkan problemlerden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu yazıda;<br />
- Sezeryan ile doğum ne zaman gerekir<br />
- Riskleri nelerdir?<br />
- Sonrasında neler olur inceleyeceğiz.</p>
<p>Sezeryan ne zaman yapılır?</p>
<p>Sezeryan ile doğum yapılmasını gerektirecek pek çok neden olabilir. Bunların bir kısmı anneye ait nedenler, bir kısmı ise bebeğe ait nedenlerdir. Bazı durumlarda doğumun sezeryan ile gerçekleşmesi doğum başlamazdan önce kararlaştırılırken, bazı durumlarda ise doğum eylemi sırasında çıkan problemlerden dolayı sezeryan ile doğum kararı alınabilir.</p>
<p>Bazen gebenin kendisi sezeryan ile doğum yapmak isteyebilir , bu kompleks kararın mutlaka doktor ile tartışılıp karara varılması gerekir.</p>
<p>Çoğul Gebelik</p>
<p>Karnında iki veya daha fazla bebek taşıyan kadınların bir kısmının sezeryan ile doğurtulması gerekir. Çoğul gebelikte , doğum çok erken haftalarda gerçekleşiyorsa veya bebeklerin rahim içindeki pozisyonları uygun değilse; doktor  sezeryan ile doğumu tercih edecektir. Çoğul gebeliklerde bebek sayısı arttıkça ( ikiz, üçüz, dördüz gibi)  sezeryan ile doğum ihtimali de artacaktır. </p>
<p>İlerlemeyen Doğum Eylemi</p>
<p>Sezeryan ile doğumların yaklaşık üçte biri  doğum eyleminin normal şekilde ilerlememesi nedeni ile yapılır. Bu gibi doğumlarda gerçekleşen rahim kasılmaları, rahim ağzını istenildiği şekilde açıp bebeği ilerletemez. Bu gibi durumlarda doktorunuz bazı ilaçlar yardımı ile doğumu hızlandırmayı deneyebilir. İstenilen ilerlemenin sağlanamadığı durumlarda ise doktorunuz sezeryan ile doğumu tercih edecektir. </p>
<p>Bebek ile ilgili sıkıntılar</p>
<p>Bazı doğumlarda bebek sıkıntıya girebilir ve sezeryan ile doğum gerekebilir. Bunun en sık nedenlerinden biri göbek kordonunun sıkışması ve plasentadan bebeğe yeterli kan gidememesidir. Bazı doğumlarda ise fetal monitörde bebeğe ait anormal kalp atımları tespit edilip sezeryan kararı alınabilir.</p>
<p>Plasenta ile ilgili problemler </p>
<p>Plasenta previa : plasentanın bebekten daha aşağı konumda , rahim ağzını kapatacak şekilde yerleşmiş olmasıdır. Bu durum bebeğin rahimden çıkmasına engeldir. Plasenta dekolmanı da karşılaşılabilecek diğer bir plasentaya ait problemdir. Bebek doğmazdan önce plasentanın rahim duvarından ayrılması ve bebeğin oksijensiz kalması demektir. Yukarıda anlatılan iki durumda da şiddetli kanama olabilir ve doğumun sezeryanla yapılması gerekebilir.</p>
<p>Daha önce sezeryanla doğum öyküsü</p>
<p>Daha önce sezeryanla doğum yapmış olmanız bu seferki doğumunuz gerçekleşme şeklini etkileyecektir. Daha önceki doğumu sezeryanla gerçekleşmiş kadınların vajinal yolla doğum yapma şansları vardır . Vajinal yolla doğum yapıp yapamayacağınıza  doktorunuzun karar verecektir. Daha önceki sezeryanda rahme yapılan kesik klasik  olarak tanımlanan şekilde ise , vajinal doğumda rahminizin yırtılma ihtimali vardır ve doktorunuz sezeryan ile doğumu tercih edecektir.</p>
<p>Olası diğer sezeryan nedenleri </p>
<p>- Bebeğin iri olması<br />
- Bebeğin ters gelmesi<br />
- Annedeki bazı enfeksiyonlar</p>
<p>Operasyon</p>
<p>Pek çok hastanede eşiniz ameliyathanede yanınızda bulunmasına izin verilir. Bazı durumlarda sezeryan kararı acilen alınır ve önceden hazırlık yapma fırsatı olmaz.</p>
<p>Hazırlık</p>
<p>Sezeryan öncesi bir hemşire sizi ameliyata hazırlayacaktır.Mide asidini azaltmak amacı ile antiasit bir şurubu içmeniz istenebilir. Bu anestezi sırasında akciğerlerinize kaçabilecek mide sıvısının vereceği zararı azaltmak içindir. Daha sonra karnınız yıkanır ve ameliyat sahası tıraş edilir. Mesanenizin ameliyat sırasında zedelenmesi ihtimalini azaltmak için bir idrar sondası takılır, kol veya elinize bir serum takılır. Gerekli ilaç ve sıvılar bu serum yolu ile size verilecektir.</p>
<p>Anestezi</p>
<p>Cerrahi işlem sırasında ağrı duymamanız için anestezi uygulanacaktır. Genel anestezi uygulandığı takdirde işlem sırasında uykuda olacak ve hiçbir şey hatırlamayacaksınız. Epidural anestezi veya spinal anestezi uygulandığı durumlarda ise operasyon sırasında uyanık olacaksınız fakat ağrı duymayacaksınız.</p>
<p>Epidural anestezi , belinize yerleştirilen çok ince bir tüp vasıtası ile uygulanır. Bu tüp birkaç gün takıldığı yerde kalabildiği için gerekli ilaçlar daha sonra bu yolla tekrar verilebilir. Bu anestezi türünde vücudunuzun alt yarısı uyuşur. Spinal anestezi de epidural anesteziye benzer şekilde vücudun alt yarısını uyuşturur. Bu uygulamada ilaç direkt olarak omuriliğin etrafında bulunan sıvıya verilir.</p>
<p>Uygulanacak anestezi tipinin seçimi pek çok faktöre bağlıdır. Bu seçim yapılırken bebeğinizin ve sizin sağlık durumunuz göz önüne alınır. Anestezi doktoru bu seçim işlemi sırasında sizinle de görüşüp isteklerinizi göz önüne alacaktır.</p>
<p>Doğum</p>
<p>Doktorunuz karın duvarınıza bir kesik yaparak karın boşluğunuza ulaşacaktır. Bu kesik çatı kemiğinizin ( pubis ) hemen üstünde ve yere paralel olabileceği gibi , göbek ile çatı kemiğiniz arasında da yapılabilir. Daha sonra karın ön duvarındaki kaslara ulaşılarak kenara çekilirler. Genelde kas dokusuna kesik yapmak gerekmez. Daha sonra rahim duvarınıza bir kesik yapılarak bebeğe ulaşılır. Rahim duvarındaki kesikte aynı karın duvarında olduğu gibi yatay veya düşey olarak yapılabilir. Bu kesiğin tipini doktorunuz sezeryanın yapılış nedenine göre belirleyecektir.<br />
Rahminize yapılacak kesik için genelde tercih edilen yatay kesiktir. Bu tür kesilerde kan kaybı daha az olur ve yara iyileşmesi daha iyi olur. Bebeğin çok ufak olması gibi bazı özel durumlarda dikey rahim kesisi tercih edilecektir.</p>
<p>Yapılan kesiden bebek doğurtulur ve daha sonra  göbek kordonu kesilerek plasenta çıkarılır. Bu aşamadan sonra rahim ve karın duvarını oluşturan tabakalar , vücutta kendi kendine eriyen dikiş malzemeleri ile kapatılır.</p>
<p>Komplikasyonlar</p>
<p>Diğer cerrahi girişimler gibi sezeryan ile doğum da riskler içerir. Bu problemler az sayıdaki kadında oluşur ve genellikle kolay tedavi edilirler.:</p>
<p>- Rahim ve etrafındaki diğer organlar  veya cilt kesisi iltihaplanabilir.<br />
- Bazen kan naklini gerektirecek seviyede kanama olabilir.<br />
- Bacaklarınızda , leğen kemiğinin içindeki organlarda veya akciğerlerinizde kan pıhtıları oluşabilir.<br />
- Mesane veya bağırsaklarınız zedelenebilir.<br />
- Ameliyat sırasında kullanılan anestetik madde veya ilaçlara alerjik reaksiyonlar gösterebilirsiniz.</p>
<p>Doğumdan sonra </p>
<p>Eğer sezeryan epidural veya spinal anestezi ile yapılmış ise , bebeğinizi hemen görebilirsiniz. Operasyonun tamamlanmasından sonra ayılma odasına veya direkt kendi odanıza alınırsınız. Kan basıncınız, nabzınız , solunumunuz ve kanamanız düzenli aralıklarla kontrol edilecektir.</p>
<p>Bebeğinizi emzirmeyi planlıyorsanız bunu ameliyattan çok kısa bir süre sonra gerçekleştirebilirsiniz. Sezeryan sonrası bir süre yatakta kalmanız istenecektir. Yataktan ilk birkaç kalkışınızda yanınızda hemşire veya bir başka erişkinin olması  uygun olacaktır.  </p>
<p>Sezeryandan kısa bir süre sonra idrar sondanız çıkarılacaktır. Ağız yolu ile gıda almaya başlayana kadar damar yolunuzdan serum verilecektir. İlk birkaç gün ameliyat yeriniz ağrıyacaktır. Bu ağrıyı azaltmak için doktorunuz ağrı kesici ilaçlar önerecektir. Eğer sezeryan epidural anestezi ile yapılmış ise ağrı kesici ilaçlar birkaç gün süre ile epidural kateterinden verilebilir.</p>
<p>Doğumdan sonra hastanede 1-2  gün kalmanız istenir. Bu süreyi : sezeryanın yapılış nedeni ve sizin toparlanma süreciniz belirleyecektir. Eve çıktıktan sonra kendinize dikkat etmeniz ve fizik aktivitenizi sınırlamanız gerekebilir.</p>
<p>Eve çıktıktan sonra </p>
<p>Karın duvarınızın iyileşmesi bir iki hafta sürecektir. Bu sürede;<br />
- Özellikle emzirme esnasında hafif kramplar<br />
- 4-6 hafta süre ile kanama veya akıntı<br />
- Kan pıhtıları ve kramplar<br />
- Kesi yerinde ağrı görülebilir.</p>
<p>Enfeksiyonu engellemek açısından :  birkaç hafta süre ile cinsel ilişkide bulunmayın ve vajinaya hiçbir şey koymayın. Ağır fizik aktivitelerden kaçının. Ateş, aşırı kanama veya ağrının şiddetlenmesi gibi durumlarda doktorunuzu arayın.</p>
<p>Netice olarak</p>
<p>Doğumun sezeryan ile yapılması için bir çok neden vardır.Bu konuda aklınıza takılanları ve endişelerinizi doktorunuzla konuşun</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadindogum.tk/sezaryan-ile-dogum-ne-zaman-gereklidir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>idrar kaçırma</title>
		<link>http://www.kadindogum.tk/idrar-kacirma/</link>
		<comments>http://www.kadindogum.tk/idrar-kacirma/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 21 Sep 2009 23:55:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Jinekoloji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadindogum.tk/?p=112</guid>
		<description><![CDATA[Böbreklerde oluşan idrar, böbreklerle idrar torbası arasında bulunan borular sayesinde idrar torbasına aktarılır ve burada depolanır. Depolanan idrar miktarı belli bir aşamaya ulaştığında idrar torbasında bir gerilme oluşmasına neden olur ve bu gerilme idrar yapma ihtiyacının oluşmasıyla sonuçlanır. Şartlar uygun olduğunda karın içi basıncı artırılarak idrarın idrar torbasından uretraya boşalmasını sağlayan kapak gevşetilir ve böylece [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Böbreklerde oluşan idrar, böbreklerle idrar torbası arasında bulunan borular sayesinde idrar torbasına aktarılır ve burada depolanır. Depolanan idrar miktarı belli bir aşamaya ulaştığında idrar torbasında bir gerilme oluşmasına neden olur ve bu gerilme idrar yapma ihtiyacının oluşmasıyla sonuçlanır. Şartlar uygun olduğunda karın içi basıncı artırılarak idrarın idrar torbasından uretraya boşalmasını sağlayan kapak gevşetilir ve böylece idrarın istenen bir zamanda dışarıya boşaltılması sağlanır.</p>
<p>İdrarın idrar torbasında depolanarak istemli olarak boşaltılmasını sağlayan mekanizma oldukça karmaşıktır. Bu mekanizma içinde bir yandan idrar torbasında bulunan sinir lifleri öte yandan genital bölgenin alt kısmında yer alan pelvis tabanı kaslarının işlevleri çok önemli rol oynar.</p>
<p>Şartlar uygun olmadığında, yani tuvalette değilken istemsiz bir şekilde kendiliğinden idrar boşalmasına idrar kaçırma adı verilir. Bazı kadınlar özellikle doğum yapmış veya ileri yaşlarda olan kadınlarda idrar kaçırmayı “normal” olarak kabul ederlerken kadınların önemli bir kısmı bir damla idrar kaçırmaktan dahi şikayetçidirler ve doktora başvururlar.</p>
<p>İdrar kaçırma kadınların önemli bir kısmında bulunan bir sorundur ve ileri durumlarda kadının kendini toplumdan soyutlamasına bile neden olabilir.</p>
<p>İdrar yolu enfeksiyonuna işaret eden belirti ve bulgular</p>
<p>Kadınlarda idrar yolu enfeksiyonları nispeten sık olarak görülür. İdrar yaparken yanma, sık idrara çıkma, böbreklerin bulunduğu bölgede ağrı, idrarda kan görülmesi gibi belirtiler idrar yolu enfeksiyonuna işaret edebilirler. Aynı belirtiler idrar yolu taşlarında da ortaya çıkabileceğinden aradaki ayrımın yapılabilmesi ve sorunun ilerlemeden giderilebilmesi için kısa zamanda doktora başvurulması son derece önemlidir.</p>
<p>İdrar kaçırma tipleri</p>
<p>Stres İnkontinans: Genellikle birden fazla sayıda doğum yapmış kadınlarda görülen bu idrar kaçırma tipinde temel belirti öksürme, hapşırma, gülme, yük kaldırma veya merdiven çıkma gibi karın içi basıncını artıran durumlarda istemsiz bir şekilde idrar kaçırılmasıdır.</p>
<p>Bu idrar kaçırma tipinin nedeni idrar torbası ile uretra arasındaki ilişkinin yapısal olarak bozulmuş olmasıdır. İdrar torbası ile uretra arasındaki kapak işlev gösterememekte ve karın içi basıncının arttığı her durumda kapaktan uretraya ve buradan da dış ortama idrar kaçağı olmaktadır. Kapağın işlevlerinin azalmasına neden olan en temel etken pelvis tabanı kanallarındaki güçsüzlük nedeniyle idrar torbası ile uretra arasında bulunması gereken açının bozulmuş olmasıdır. Bu açının bozulması menopoz döneminde genital dokuların gevşemesine bağlı olabileceği gibi doğum eyleminin yıpratıcı etkilerine bağlı olarak vajina sarkmaları en sık görülen etkendir.</p>
<p>Urge İnkontinans: Bu idrar kaçırma türü her yaş grubunda görülebilir. Aniden oluşan idrar yapma ihtiyacı tuvalet arayışı esnasında idrarın kaçırılmasıyla sonuçlanır.</p>
<p>Mikst İnkontinans: Her iki idrar kaçırma türünün beraberce görülmesine verilen isimdir.</p>
<p>Diğer idrar kaçırma sorunları: Özellikle jinekoloji ameliyatları sonrasında oluşan “idrar kaçırma” sorununun ameliyatın bir komplikasyonu olarak ortaya çıkmış olma olasılığı yüksektir. Bu durumda yapılması gereken ameliyatı gerçekleştiren doktora başvurmaktır.</p>
<p>Tanı ve tedavi işlemleri</p>
<p>İdrar kaçırma sorununun değerlendirilmesinde en önemli aşama idrar kaçırma tipinin belirlenmesidir. Stres inkontinansın tedavisi hemen her durumda cerrahi ile mümkün olurken, urge inkontinans çoğu durumda ameliyat dışı tekniklerle tedavi edilmektedir.<br />
İdrar kaçırma tipinin belirlenmesi için kullanılan özel incelemelere ürodinami incelemeleri adı verilir. Bu incelemeler belli merkezlerde bu konuda özel eğitim görmüş kişiler tarafından uygulanırlar.<br />
İdrar kaçırma sorununun tedavisinde uygulanacak olan ameliyat tipi, verilecek ilaç tedavisi ve diğer tedavi yöntemleri ürodinami incelemesinde elde edilen verilere göre belirlenir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadindogum.tk/idrar-kacirma/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Polikistik over sendromu-Tanı</title>
		<link>http://www.kadindogum.tk/polikistik-over-sendromu-tani/</link>
		<comments>http://www.kadindogum.tk/polikistik-over-sendromu-tani/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 21 Sep 2009 23:51:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Jinekoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın doğum]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadindogum.tk/?p=108</guid>
		<description><![CDATA[Üreme çağındaki kadınların %6-8 kadarını etkileyen hormonal ve metabolik bir hastalıktır. İnfertilite nedeniyle başvuran hastaların ise %33 kadarında ultrasonografide “polikistik over” görünümüne rastlamak mümkündür.
Peki, bu hastalığa nasıl tanı konulur? Bu hastalarda sıklıkla görülen 3 bulgu mevcuttur ve bunlardan iki tanesinin olması durumunda hastalarımıza polikistik over sendromu tanısı koyuyoruz.
1- Ultrasonografide polikistik over görüntüsü
Tanım içerisinde “kist” geçmesine [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Üreme çağındaki kadınların %6-8 kadarını etkileyen hormonal ve metabolik bir hastalıktır. İnfertilite nedeniyle başvuran hastaların ise %33 kadarında ultrasonografide “polikistik over” görünümüne rastlamak mümkündür.</p>
<p>Peki, bu hastalığa nasıl tanı konulur? Bu hastalarda sıklıkla görülen 3 bulgu mevcuttur ve bunlardan iki tanesinin olması durumunda hastalarımıza polikistik over sendromu tanısı koyuyoruz.</p>
<p>1- Ultrasonografide polikistik over görüntüsü</p>
<p>Tanım içerisinde “kist” geçmesine rağmen bunlar gerçekten operasyon gerektiren kistler değildirler. Over rezervini anlatırken hatırlarsanız yumurtalıklardaki follikül sayılarının önemli olduğunu söylemiş ve toplamda 6′nın altında olmaması gerektiğini belirtmiştim. Eğer tek bir overde (yumurtalık) 12′nin üzerinde follikül sayıyor isek işte buna polikistik over görüntüsü adını veriyoruz. Yani görünenler kist değil, sadece sayısı artmış folliküllerdir. Hiçbir şikayeti olmayan kadınlarda da bu görüntünün %20 oranında görüldüğünü bilmenizde fayda vardır. Bu hastaların bizim için en önemli özelliği dışarıdan verilen yumurtalıkları uyarıcı ilaçlara abartılı yanıt vermeleridir.</p>
<p>2- Yumurtlamaların az ve hiç olmaması</p>
<p>Biliyorsunuz, adetin başladığı günden diğer adetin başladığı güne kadar geçen süreye “kadınlık ayı (menstrüel siklus)” adını veriyoruz. Kadınlar arasında bu süre değişkenlik göstermekle birlikte 25-34 gün arasında değişmektedir. Eğer 25 günden daha sık aralıklarla veya 35 günden daha uzun aralıklarla adet görüyorsanız, yumurtlama probleminden söz etmek mümkündür. Bununda en önemli nedeni polikistik over sendromudur. Bu hastaların %20-30 kadarında düzenli adetlere rağmen yumurtlama bozukluklarına rastlamak mümkün olabilmektedir. Yumurtlama olup olmadığının en kesin yolu adetin 21-24. günleri arasında kanda progesteron hormonu seviyelerini tespit etmektir. Eğer bu değer 3 ng/ml’nin altındaysa yumurtlama olmadığı söylenebilir. Genelde hastalar adet gecikmeleri olduğundan veya ilaçsız adet göremediklerinden yakınırlar.</p>
<p>3- Hiperandrojenemi</p>
<p>Androjenler her iki cinste de üretilen hormonlardan bir tanesidir. Erkeklerde çok daha fazla üretildiğinden “erkeklik hormonu” olarak da bilinir. Kadınlarda bu hormonun kan seviyelerinin yükselmesine hiperandrojenemi adı verilir. Bu yükselmelerin hastanın dış görünüşüne yansıma şekli genellikle, kıllanmada artış (favori bölgesi, bıyık, meme başları, kollar, bacaklar, karın orta hat çizgisi gibi yerlerde), yağlı deri, sivilceler (akne) veya erkek tipi saç dökülmesi şeklindedir. Eğer bu bulgulardan biri varsa klinik hiperandrojenemiden bahsedilir. Şüphelenilen durumlarda hastanın dış görüntüsünde bu bulgular olmamasına rağmen kanda androjenler ölçülür (total veya serbest testosteron gibi) ve yüksek olup olmadığına bakılır. Eğer klinik bulgular yoksa bile yüksek olması durumunda laboratuar ile konfirme edilmiş hiperandrojenemi tanısı konulur.</p>
<p>İşte, yukarıda anlatmaya çalıştığım bu üç bulgudan ikisinin olması durumunda “Polikistik over sendromu” tanısı konulmaktadır. En önemli konulardan birisi de aynı tabloya neden olan diğer hastalıkların ekarte edilmesidir. Bu hastalıklar içerisinde guatr (özellikle hipotiroidi, ki bunun için TSH baktırmak gerekir), süt hormonunun aşırı salgılanması (hiperprolaktinemi, bunun için de prolaktin bakılıyor), böbrek üstü bezine ait patolojiler (bunun için de 17-hidroksi progesteron ve DHEAS bakılıyor) sayılabilir.</p>
<p>Hastalığın neden oluştuğu kesin olarak bilinmemektedir, ancak genetik faktörlerin ve çevresel faktörlerin ortak rol oynadığı düşünülmektedir. Polikistik over sendromu olan kişilerin ailelerinde daha fazla oranda şeker hastasına rastlanılmaktadır. Yine bu hastalığa sahip kişilerde şeker hastalığı öncüsü olarak kabul edilen insülin direnci çok daha sık olarak tespit edilmektedir. Artmış insülin direnci ise şeker hastalığı ve kalp hastalıkları için risk faktörü olarak kabul edilmektedir. Tüm bu nedenlerden ötürü tanı koyduğumuz hastalarda gizli şeker hastalığını araştırmak için şeker yükleme testi ve kandaki lipid oranlarına bakmak önemli hale gelmektedir.</p>
<p>Bu yazıdan çıkarılması gereken dersleri şu şekilde özetleyebiliriz;</p>
<p>1- Ultrasonda polikistik over görüntüsü saptanması tek başına hastalık tanısı koydurmaz, ancak yumurtalıkları uyarmak için verilen ilaçlar bu hastalarda aşırı yanıta neden olduğundan dikkatli olmak gerekir.</p>
<p>2- Çocuk sahibi olamayan ve polikistik over sendromu tanısı konulmuş olan hastalarda sorun bellidir ve yumurtlama olmadığı için gebelik oluşmamaktadır.</p>
<p>3- Yumurtlama olup olmadığının en kestirme yolu adetlerin düzenli olup olmadığının tespiti, en kesin yolu ise adetin 21-24. günleri arasında kanda progesteron hormonunun ölçülmesidir.</p>
<p>4- Hastalık hormonal bozukluklar yanında metabolik bozukluklara da neden olduğundan, risk faktörlerinin tespiti için şeker yükleme testi ve kanda lipidlerin bakılmasının da yararı olacaktır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadindogum.tk/polikistik-over-sendromu-tani/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ağız kokusu</title>
		<link>http://www.kadindogum.tk/agiz-kokusu/</link>
		<comments>http://www.kadindogum.tk/agiz-kokusu/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 21 Sep 2009 23:49:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Jinekoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın doğum]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadindogum.tk/?p=106</guid>
		<description><![CDATA[Birçok insanın sorunu olan ağız kokusu kişinin çevresini, bazen de kendisini rahatsız eden bir durumdur. Ağız kokusu, yediklerimizden ve içtiklerimizden kaynaklandığı gibi bazı hastalıkların da habercisi olabiliyor. Günlük hayatta yaşadığımız ağız kokusundan kurtulmak ise bazı önerilere uyarak mümkün.
•Dişlerinizi ve dişetlerinizi koruyun!
Diş çürükleri, dişeti iltihapları ağız kokusunun önemli nedenlerindendir. Ağız içi herhangi bir enfeksiyon bakteri üremesini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Birçok insanın sorunu olan ağız kokusu kişinin çevresini, bazen de kendisini rahatsız eden bir durumdur. Ağız kokusu, yediklerimizden ve içtiklerimizden kaynaklandığı gibi bazı hastalıkların da habercisi olabiliyor. Günlük hayatta yaşadığımız ağız kokusundan kurtulmak ise bazı önerilere uyarak mümkün.</p>
<p>•Dişlerinizi ve dişetlerinizi koruyun!<br />
Diş çürükleri, dişeti iltihapları ağız kokusunun önemli nedenlerindendir. Ağız içi herhangi bir enfeksiyon bakteri üremesini artıracağı için daima ağız kokusuna neden olur. Diş ve dişeti hastalıkları önemli ölçüde kötü koku yapar. Bu sebeple diş hekiminizin önerilerini dinleyip mutlaka diş sağlığı ve bakımına önem vermelisiniz.</p>
<p>•Ağzınızda bulunan protez ve köprüleri kontrol ettirin!<br />
Ağız içindeki eskimiş köprü ve diş protezleri zamanla gıda birikmesine yol açacağından kötü kokulara sebep olabilir. Bu durumlarda yenilenmesi gerekenleri değiştirmeli, eksik olan dişlerin yerleri için gerekli tedavileri yapılmalıdır. Ağız kokusu ile mücadelede dişler ve diş sağlığı ilk aşamadır</p>
<p>•Sakız çiğneyin!<br />
Tükürük ağız kokusu ile savaşmanın en güçlü yoludur. İçinde yemek parçacıklarını yerinden söküp mideye gönderecek güçlü enzimler, güçlü bakteri öldürücü antibiyotikler vardır. Bu nedenle şeker gibi bazı hastalıklarda, pek çok ilacın yan etkisi olarak ortaya çıkan kuru ağızlar daima kötü kokuludur. Şekersiz sakız çiğnemek tükürük salgınızı artırarak ağız temizliğinize yardımcı olur. Nane şekerleri ve tatlı sakızlar genellikle işe yaramaz ve durumu daha da kötüleştirir. Ancak xylitol içeren sakızlar da bu konuda size yardımcı olabilir.</p>
<p>•Tarçın tüketin!<br />
İçeceklerinizde ve uygun yiyeceklerinizde tarçın kullanabilirsiniz. Tarçın ağız içi bakterilerle mücadelede önemli bir silahtır. Eğer varsa tarçınlı şekersiz sakızlar da uygun bir öneri olabilir.</p>
<p>•Daha fazla su için!<br />
Özellikle yaşla artan vücut kuruması pek çok yönden dikkat edilmesi gereken bir durumdur. Çok su içmek onlarca diğer yararının yanında dilinizin kurumasını da önleyerek ağız kokusu ile mücadelede önemli bir silah olarak kullanılabilir</p>
<p>•Asla burnunuz tıkalı uyumayın!<br />
Sinüzit gibi hava yolu rahatsızlıkları ve burun tıkanmasına neden olan diğer durumlar geceleri ağızdan nefes almamıza neden olur. Bu durum ağzı ve boğazı kurutarak bakterilerin üremesi için ideal bir ortam oluşturur. Azalan tükürük salgısı durumu daha kötü hale getirir. Bu nedenle kesinlikle burnunuz tıkalı uyumamalısınız.</p>
<p>•Basit şeker tüketimini azaltın!<br />
Beyaz un, beyaz şeker, glukoz/fruktoz şurubu ile tatlandırılmış tüm hazır gıdalar ağız içindeki bakteriler için inanılmaz bir hazinedir. Bu tür şekerleri çok kolay kullanarak hızla çoğalırlar. Basit şekerler (Atıştırmalık tüm şekerli gıdalarda olduğu gibi.) diş çürüklerine neden olur ve ağız sağlığını büyük bir süratle bozarlar. Bu nedenle basit şeker tüketiminizi azaltmalısınız. Bu da su içmek gibi size onlarca yararın yanında ağız kokunuzun azalmasına da yardım edecektir.</p>
<p>•Lokmaları iyi çiğneyin!<br />
Bu sayede yiyeceklerle tükürük salgısı iyice karışır ve ağızda yemek parçası kalma olasılığı düşer. Daha çok çiğneme hareketi daha çok bakterinin yerinden koparak mideye gitmesine yardımcı olur.</p>
<p>•Diş ipi kullanın!<br />
Diş ipi sayesinde fırçanın çıkaramadığı yerlerdeki bakteri ve yemek artıklarını sökebilirsiniz. Özellikle diş gövdeleri arasındaki dar bölgelerde biriken yemek artıkları hızlı bakteri çoğalmasına neden olabilir.</p>
<p>•Sigara içmeyin!<br />
Sigara içmek ağız kuruluğuna neden olduğundan ağız kokusuna sebep olur. Ayrıca diğer bir ağız kokusu nedeni olan diş eti hastalıklarına da zemin hazırlar.</p>
<p>Yukarıdaki önerilere uyulmasına rağmen ağız kokusu devam ediyorsa mutlaka bir hekime başvurmak gerekir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadindogum.tk/agiz-kokusu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gebelik isteyenlerde cinsel istek zamanı</title>
		<link>http://www.kadindogum.tk/gebelik-isteyenlerde-cinsel-istek-zamani/</link>
		<comments>http://www.kadindogum.tk/gebelik-isteyenlerde-cinsel-istek-zamani/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 21 Sep 2009 21:50:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Jinekoloji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadindogum.tk/?p=110</guid>
		<description><![CDATA[Hamile kalmaya çalışan çiftler yumurtlama gününü yakalamaya çalışırken cinsel ilişki bir görev haline dönüşebilir. Bu görev şeklinde yapılan cinsel ilişki rahatlamadan çok beklentinin yüklendiği performans kaygısı oluşturabilir. Oysa haftada 3 ya da 4 kez cinsel ilişki yapan çift büyük olasılıkla yumurtlama günlerine yakın günleri yakalamış olur. Düzenli olarak 28 günde bir adet gören bir kadında [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hamile kalmaya çalışan çiftler yumurtlama gününü yakalamaya çalışırken cinsel ilişki bir görev haline dönüşebilir. Bu görev şeklinde yapılan cinsel ilişki rahatlamadan çok beklentinin yüklendiği performans kaygısı oluşturabilir. Oysa haftada 3 ya da 4 kez cinsel ilişki yapan çift büyük olasılıkla yumurtlama günlerine yakın günleri yakalamış olur. Düzenli olarak 28 günde bir adet gören bir kadında yaklaşık 13-14. gün yumurtlama olduğu kabul edilir. Bazı aylarda birkaç gün erken veya geç yumurtlama olabilir.</p>
<p>Eğer adetin başlangıcından itibaren sayılarak 12-16. günlerin olduğu haftada yeterli cinsel ilişki yapılırsa hamilelik şansı artar. İlişki sonrası hemen yataktan kalkmamak, kayganlaştırıcı jel ve fitil kullanmamak, bacakları kapatıp, kalçanın hafif yükseltilerek 30 dakika kadar yatakta beklenmesi, vaginanın içinin yıkanmaması hamilelik şansını artıran uygulamalardır.İlişki öncesi jel ve fitil vagina içinde spermleri etkisizleştirerek spermlerin yumurtaya ulaşmasını engeller. Kalçanın hafif yükseltilmesi rahim ağzının vagina dibinde göllenen spermlere daha iyi temasını sağlar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadindogum.tk/gebelik-isteyenlerde-cinsel-istek-zamani/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Akıntı Nedenleri</title>
		<link>http://www.kadindogum.tk/akinti-nedenleri/</link>
		<comments>http://www.kadindogum.tk/akinti-nedenleri/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 20 Sep 2009 08:57:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Jinekoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın doğum]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadindogum.tk/?p=104</guid>
		<description><![CDATA[Bayanların önemli bir kısmında hiç bir rahatsızlık yokken bile akıntı vardır. Bazı akıntı türlerindeki belirgin özellikler, akıntının uzun zamandan beri var olması, hemen her gün bulunması, kokusuz olması, renginin şeffaf-beyaz veya açık sarı renkli olması, beraberinde ağrı, idrar yaparken yanma, kanama ve diğer belirtilerden hiç birinin bulunmamasıdır. Bu özelliklere sahip bir akıntıların herhangi bir rahatsızlıktan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bayanların önemli bir kısmında hiç bir rahatsızlık yokken bile akıntı vardır. Bazı akıntı türlerindeki belirgin özellikler, akıntının uzun zamandan beri var olması, hemen her gün bulunması, kokusuz olması, renginin şeffaf-beyaz veya açık sarı renkli olması, beraberinde ağrı, idrar yaparken yanma, kanama ve diğer belirtilerden hiç birinin bulunmamasıdır. Bu özelliklere sahip bir akıntıların herhangi bir rahatsızlıktan pek olası değildir.</p>
<p>Bazen kadındaki akıntı miktarı ped kullanımı gerektirecek kadar fazla olabilir.<br />
Fizyolojik akıntı, rahimağzı salgılarıyla birlikte kendini sürekli olarak yenileyen vajina dokusundaki artıkların atılmasından ibarettir. Bu açıdan bakıldığında fizyolojik akıntının aslında önemli bir işlevi olduğu söylenebilir. Fizyolojik akıntılar hormonlar tarafından kontrol  edildiklerinden özellikle aktif hormon üretiminin devam ettiği üreme çağında görülürler. Fizyolojik akıntı adet döngüsünün her gününde var olabileceği gibi yalnızca belli günlerde ortaya çıkabilir. Yumurtlama döneminde rahim ağzından yumurta akı kıvamında, lastik gibi uzayabilen berrak bir sıvı salgılanır ve bu sıvı kadın tarafından çoğunlukla hissedilerek “Akıntı” olarak nitelendirilir.</p>
<p>Unutmayın: Akıntının özellikleri yukarıdakilere uymuyorsa bu sizde bir sorun olduğuna işaret edebilir. Özellikle yeni başlayan, yani alışkın olmadığınız bir akıntı söz konusuysa kendi kendinize “fizyolojik akıntı” tanısını koymamalı ve doktora başvurmalısınız.</p>
<p>Normal olmayan akıntılar</p>
<p>Yeni ortaya çıkmış, koyu sarı, yeşil, kahverengi renkli, kanlı, köpüklenen, kötü kokulu, beraberinde ağrı, idrar yaparken yanma, normal dışı kanama gibi belirtilerle seyreden bir akıntı çoğu durumda bir genital sistem sorununa işaret eder ve mutlaka doktor değerlendirmesi gerektirir</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadindogum.tk/akinti-nedenleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hangi günlerde hamile kalınır</title>
		<link>http://www.kadindogum.tk/hangi-gunlerde-hamile-kalinir/</link>
		<comments>http://www.kadindogum.tk/hangi-gunlerde-hamile-kalinir/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 20 Sep 2009 08:55:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kadın doğum]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadindogum.tk/?p=102</guid>
		<description><![CDATA[Bir yılda hamilelik şansı, kabaca 35 yaşından genç kadınlarda %80’dir. O nedenle 35 yaşından genç çiftlerde 1 yıldan önce hamilelik oluşmamışsa paniğe kapılmamaları tavsiye edilir. Çünkü %80’i hamile kalır. Ancak hamile kalamayan %20’sinde testler yapılarak bir sorun var mı yok mu tespit edilir ve tedaviye geçilir. Birinci yılda alınabilecek bazı tedbirler vardır, o da hamilelik [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir yılda hamilelik şansı, kabaca 35 yaşından genç kadınlarda %80’dir. O nedenle 35 yaşından genç çiftlerde 1 yıldan önce hamilelik oluşmamışsa paniğe kapılmamaları tavsiye edilir. Çünkü %80’i hamile kalır. Ancak hamile kalamayan %20’sinde testler yapılarak bir sorun var mı yok mu tespit edilir ve tedaviye geçilir. Birinci yılda alınabilecek bazı tedbirler vardır, o da hamilelik şansını arttıracak günlerde özellikle cinsel ilişki gerçekleştirilmesidir. Eğer 28 günde bir adet gören bir kadınsa, normal olarak 14. günde yumurtlama olmasını beklenir. Yumurta malesef sadece 24 saat yaşayabilir. Bu süre içerisinde spermle buluşursa embriyo haline geçer ve bebek gelişir. Spermle buluşamamışsa kendiliğinden yok olur. Sperm ise kadın vücudunda, iyi sperm parametreleri varsa, ilişkiden sonra 48 saat kadar yaşar. Hatta çok iyi sperm parametreleri varsa ve ortam da uygunsa, bu süre 72 saate kadar çıkabilir. Yani 14. gün gibi bir yumurtlama bekleniyorsa, bu adetin başladığı günü birinci gün kabul edilerek sayılır. Bu da demek oluyor ki, adetin ilk gününden sonra 14. gün en çok beklenen yumurtlama günüdür. Sperm de 48 saat yaşadığına göre. Biz kabaca 10. günden itibaren günaşırı ilişkiyle hamilelik şansının en yüksek seviyeye ulaşacağı tahmin edilir.</p>
<p>Erkekler için böyle bir zaman var mı?</p>
<p>Erkeklerde pek fazla kısıtlama yoktur. Sperm üretimi de sürekli devam ettiğinden, spermin içinde sıvı kısmı da oluşması gerektiğinden standart olarak gün aşırı yapılacak bir ilişkide erkeğin en uygun kombinasyonu üreteceği tahmin edilmektedir. Bir erkek, laboratuarda sperm tahlili yaptıracaksa 2-3 günlük bir cinsel perhizden sonra sperm örneği vermesi tavsiye edilir. Çünkü bu iki günlük perhizden sonra en uygun sperm profili ölçülebilir. Daha sık yapılacak ilişkide sperm hacmi ve sayısı azalır. Çok ara verilirse de spermin hareketliliği azalır. Dolayısıyla gün aşırı yapılacak ilişki hamilelik açısından en uygunudur. Sperm sayısı zaten çok iyi olan bir erkekte bu sürenin bir önem yoktur. Bu sıklıkla ilişki gerçekleştirilmesi, sperm sayısı sınırda olan erkekler için geçerlidir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadindogum.tk/hangi-gunlerde-hamile-kalinir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Erkeklerde Kısırlık Araştırmaları</title>
		<link>http://www.kadindogum.tk/erkeklerde-kisirlik-arastirmalari/</link>
		<comments>http://www.kadindogum.tk/erkeklerde-kisirlik-arastirmalari/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 22 Aug 2009 16:05:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Jinekoloji]]></category>
		<category><![CDATA[doğum]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın doğum]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kadindogum.tk/?p=100</guid>
		<description><![CDATA[Kısırlık yani infertilite araştırmalarından çıkan çıkan sonuçlara göre rahatsızlıkların %15′i erkeğe aittir. Ayrıca erkek kısırlığı, % 30-40 oranında, kısırlığı oluşturacak başka rahatsızlıklar hastalıklar sonucu olabilir. Bu sebeple denemelerine rağmen çocuk sahibi olamayan eşlerin birlikte tetkike alınması gereklidir. www.hamilemiyim.net
Evli çiftlerin, tüm çabalarına rağmen 1 yıl içinde gebelik oluşmamışsa, eş ile birlikte tetkike alınmalıdır. Ancak, kadın ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kısırlık yani infertilite araştırmalarından çıkan çıkan sonuçlara göre rahatsızlıkların %15′i erkeğe aittir. Ayrıca erkek kısırlığı, % 30-40 oranında, kısırlığı oluşturacak başka rahatsızlıklar hastalıklar sonucu olabilir. Bu sebeple denemelerine rağmen çocuk sahibi olamayan eşlerin birlikte tetkike alınması gereklidir. www.hamilemiyim.net</p>
<p>Evli çiftlerin, tüm çabalarına rağmen 1 yıl içinde gebelik oluşmamışsa, eş ile birlikte tetkike alınmalıdır. Ancak, kadın ve erkekten biri veya ikisi de 35 yaşın üzerindeyse, 1 yıl beklenilmeden tetkiklere başlanılmalıdır. Her şeyden önce erkeğin sperm ölçümü olan semen analizi yapılması gerekir. Semen Analizi yapılmadan önce dikkat edilecek nokta, semen analizi 2-3 günlük cinsel perhizden sonra yapılmalıdır. Daha uzun aralıkla yapılırsa, ölü sperm sayısının artacağından sağlıklı sonuç alınamayacaktır. Daha kısa sürede yapılırsa sperm sayısını etkiler. O nedenle 2-3 gün cinsel perhiz semen incelemesinde önemlidir. Semen incelenmesinde herhangi bir sorun olursa, test bir ay ara ile tekrarlanmalıdır. 2. testte de bozukluk varsa, o zaman muayene ve diğer tetkikler gereklidir.</p>
<p>Semen incelemesinde hekim tarafından; penis, üretra ağzı, testisler, epididim, varikosel durumu ve prostat yönünden rektal tuşe yapılmalıdır. Semen incelemesinde bir anormallik varsa, özellikle sperm sayisi 10 milyon/ml‘nin altındaysa kişiden hormon tetkikleri istenilmelidir. Bu amaçla FSH ve Testosteron düzeylerine bakılmalıdır. Testosteron düşükse bu durumda total ve serbest testosteron, LH ve PRL araştırılmalıdır.<br />
Anormal spermatogez durumundaki erkeklerin pek çoğunda FSH normal olabilir. Fakat serum FSH seviyesinin yüksek olması, anormal spermatogenezisin bir göstergesidir.</p>
<p>Ayrıca Post Ejaculatory Urinanalysis, ultrosonografi, antisperm antikor testi, servikal mukus interaksiyon testi gibi semen ve sperm için özel testler uygulanmalıdır. Mikroskopta lökositler ile immatür germ hücreleri aynı şekilde görülürler ve birbirinden ayrılması son derece güçtür. Bu görüntü genel olarak “yuvarlak hücre” olarak isimlendirilir. Pek çok laboratuvar da bu yuvarlak hücreleri lökosit olarak değerlendirilir ve rapor eder. www.hamilemiyim.net</p>
<p>Böyle durumlarda genital traktusta enfeksiyon araştırılmalıdır. Ayrıca immünokimyasal testler ile bu hücrelerin immatür germ hücresi mi yoksa lökosit mi olduğu belirlenmelidir.<br />
Azospermi durumlarında ise mutlaka genetik araştırma yapılmalıdır. Genetik bozukluklar sperm yapımı ve spermın taşınmasında etkili olarak erkekte kısırlığa neden olabilir.</p>
<p>Erkek kısırlığında üç önemli genetik faktör vardır:<br />
1. Vas deferensin konjental yokluğu ile birlikte olan Kistik Fibroz gen matürasyonu.</p>
<p>2. Kromozomal bozukluklar sonucu testiküler fonksiyon bozukluğu</p>
<p>3. İzole spermatogenik bozuklukla birlikte olan Y kromozom mikrodelesyonu.</p>
<p>Normal spermiogram da alttaki değerler olmalı :<br />
Volüm………………….1.5-5 ml arasında olmalıdır.</p>
<p>Konsantrasyon……….20 milyon /ml (Total 40 milyon/ml’den çok olmalıdır)</p>
<p>Motilite…………………% 50 üzerinde olmalıdır.</p>
<p>Morfoloji………………..% 30 WHO’ya göre ………%14 Kruger Kriterleri’ne göre.</p>
<p>İleri hareket……………>%2 olmalıdır.</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kadindogum.tk/erkeklerde-kisirlik-arastirmalari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
